Barcelona, Real Madrid ve La Liga (2011/2012)

Şike olayları nedeniyle Türk futboluna olan kızgınlığım ve protestom ne zaman biter tam bilemiyorum ancak bildiğim tek şey, Türk futboluna olan sevgimin geri dönmesinin pek kolay olmayacağıdır. Galatasaray’ı tutuyorum, bu hafta kiminle maç yaptı? Kalesini kim koruyor? diye sorsanız bilmem, kalkıp da maçına gitmişliğim yok, sırf  maç sohbeti ortamında iki laf edebilmek içindir bu taraftarlığım.

Türk futboluna olan eski saygı yoksa yapılacak tek şey futbol festivalini başka coğrafyalarda aramaktır, bu festivalin yeri de fazla aranmamalı, cevabı çok basit: La Liga.

Barcelona, Real Madrid gibi dünya devlerinin yanında İspanya’nın diğer köklü takımlarının da menüde baharat ve sos olması biz futbol severlere, “abi maç bu işte, futbol bu, estetik bu” dedirtiyor.

Ekonomik krizin sonrasında, özellikle işsizlik sorununda Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada olan İspanya’nın, LFP ve 2. lig kulüpleri bazında nakit güçlüğü yaşaması ve bazı futbolcularına hatırı sayılır ödemeleri yapamaması sonucunda bir hafta ertelenen ligin, Profesyonel Futbol Ligi Kurumu’nun (LFP), İspanya’daki Futbolcular Derneği’ne (AFE) 72 milyon dolarlık ödeme yapmayı taahhüt etmesiyle ikinci bir ertelemenin önüne geçilmişti hatırlarsanız. Böyle bir çelişki ile yola başlayan La Liga’yı güçlüler ve güçsüzler olmak üzere ikiye ayırıyorum. Yirmi takımın mücadele verdiği bu festivalde maalesef her takım ve o takımın oyuncuları pastadan aynı payı alamıyor. İngiltere Premier Ligi’nde ise böyle bir görüntü yok, gerçi biraz da Arap şeyhlerinin zevk uğruna kulüp takımlarına verdiği destekten kaynaklı bu durum. Kalite ve estetik yönünden La Liga, İngiltere Premier Ligi’nden daha iyidir.

Més que un club…

Barcelona pinpon topu gibi tık tık paslaşıyor, aradan bir vakit sonra alışıyorsunuz zaten. Ara pası Messi’den ve goool! David Villa, olay bu işte, paslaşmasını bilen daima kazanır çünkü futbolun temeli yardımlaşmaktır, yardımlaşmak da paslaşmakla olur, Barcelona’yı diğer takımlardan ayıran zihniyet budur, alan daralt, topu kazan, 2-5 dakika pas yap orta sağada, ceza sahasına giriyormuş gibi yap, topu Alves’e ver, Alves’den Messi’ye, Messi topu sürsün, girebilirse girsin ceza sahası alanı içerisine, giremiyorsa David Villa’ya ver topu artık o ne yaparsa modu (çünkü adam ileri uç kanat ve forvet oyuncusu kanatlardan bindirmelerini görüyoruz hepimiz). Defans anlayışı da üç aşağı beş yukarı böyledir, Valdes pek degaj yapmaz yapsa da o degajları dikkat ettiyseniz orta sahanın köşelerine postalar, topu kaybetmeme lüksü kaleden başlar Barcelona’da. Piqué, Mascherano, Puyol üçlüsü defansın omurgasıdır, Puyol, Piqué ve Mascherano kornerler ve takımın toplu çıkışlarında ileri çıkıp forvete destek olmaya çalışırlar, geriye dönüşlerde Mascherano’nun koşuşunu tazıya benzetiyorum, yok böyle bir estetik.

Barcelona’da uzaylılar var

Futbolcu dediğin koşar, mücadele eder, benim bildiğim yorulur sonunda ama işte Xavi ve Iniesta’da böyle bir anlayış yok, top sür, defansa yardım et, kanatlara çalış, pres yap, yorulmak, yok dinlenmek yok, tam doksan dakika boyunca skor ne olursa olsun. İşte kazanmaktan ziyade, çalışıp takıma bir şeyler katabilme anlayışı. Barcelona’yı diğer takımlardan ayıran başka faktör de budur. La Masia’dan gelen bu zihniyet hala orjinalliğini korumaktadır, bravo sana J.Cruyff, bravo sana Guardiola.

“Ben Sporcunun Zeki, Çevik ve Ahlaklı Olanını Severim” - Mustafa Kemal ATATÜRK

Atamıza ait, bu güzel ve içinde derin anlamlar taşıyan sözün karşılığında kim gösterilebilir? Maç boyunca tüm futbol severlerin beğenisini kazanan, felsefesinde insanlığı ve barışı barındıran, cılız ama çevik olan, çalımları, pasları ve şutlarıyla futbol dehasını konuşturan birisi. Acaba bu kişi şu anda kim olabilir? Evet hepimizin ortak kanısıdır bu; bu adam neyin nesi? Bu adam Lionel Messi.

Madrid + Barça = El Clasico

Barcelona’ya kafa tutabilecek dünya üzerindeki tek takım Real Madrid’dir, gemisini yürüten kaptan bu devirde derler, maalesef Real Madrid’ in anlayışı farklı ve bu farklılık yüzünden Barcelona’ya karşı son yıllarda galibiyetleri yoktur, mahalle sohbetlerinde bile birinci Barcelona ikinci Real Madrid’dir. El Clasico maçlarında Messi ve C. Ronaldo  eşleştirilmesi sonucunda her zaman Messi’nin galip gelmesi, C. Ronaldo’yu düşünceye sevk ediyor mu acaba?

Real Madrid’in bünyesinde çok kaliteli futbolcular var bu tartışılmaz bir gerçektir ancak aşçı tuzu, biberi çok katarsa o yemek karnını doyurmak isteyen müşteriye lezzetli gelmez hatta yiyemeyip yemekten kalkar. Real Madrid’li taraftarların maçın bitimine 20-10 dakika kala stadyumu terk etmesi de bundan olsa gerek, Ey! Jose Mourinho, sen bu bin bir yetenekli futbolculara sertlik aşılarsan, onları robot olarak görürsen böyle bir görüntü çıkar ortaya. Defans oyuncusu Pepe, her El Clasico maçında Messi’nin bacağını kırmaya çabalar, sen futbolcularına maçı kazanmaktan önce, paslaşalım, yardımlaşalım, pres yapalım ama bunları sertlikle, kolla, kafayla değil yürekle yapalım anlayışını öğretirsen bak o zaman ortalıkta ne Barcelona kalır ne de Messi, iyiliği iyilikle ezersin, başka sistemler aramak değil, Barcelona’nın yaptığını yapmaktır marifet.

Eksikliği hissedilen takım: Deportivo La Coruna

Tarihi geçmişi olan takımlardan birisidir Deportivo La Coruna. Kale arkasında Türk bayrağını barındırır her maçta, kısaca hikayesini anlatayım. Celta Vigo taraftarlarının hakaret amaçlı taktıkları “El Turco” ismi  Deportivo La Coruna taraftarları tarafından beğenilmiş “Evet, Türk gibi güçlüyüz!” cevabını vermişlerdir. Geçen sene kendi sahasında Valencia’ya yenilerek ligi 18. tamamlayan Deportivo La Coruna bir puanlık farkla La Liga’ya havlu atmıştı, La Liga’da bu sene mücadele edebilselerdi, ligin ilk beş sıralamasına şekil verirlerdi bence, Deportivo La Coruna’nın İspanya 2. Ligi’nde başarılı olacağına ve seneye Türk bayrağının La Liga’da tekrar dalgalanacağına gönülden inanıyorum.

Arda Turan’lı Atletico Madrid

Madrid kentinin ikinci büyük takımı olan Atletico Madrid’in bu sene ne yapacağı merak konusu, Arda Turan transferinin ardından Türkiye olarak gözlerimiz bu takımın üstüne çevrildi. Medya ordusu bu transferi izledi, şimdi ise top Arda ve takım arkadaşlarında. Radamel Falcao, Arda Turan, Paulo Assunção, José Antonio Reyes dörtlüsü bu sezon ilk altıya girmede Atletico Madrid adına garanti oyuncular diyebilirim ancak geçen maçta Barcelona’ya karşı alınan beş-sıfırlık sonuç ve ikinci yarıda gösterilen kötü performans kafalarda soru işareti yaratmıyor değil.

Real Madrid’in yerinde sayıyor olması ve diğer La Liga klüplerinin Barcelona karşısında farklı skorlarla ezilemsi, geçen sene ve bu seneki kısa gözlemlerim neticesinde Barcelona’nın bu sene la Liga’da rahat bir şampiyonluk elde edeceği kanaatindeyim.

Yorum Yaz, Görüş Bildir

Facebook veya Twitter'la Giriş Yap:

E-mail adresin yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.